Sinan Genç “Menderes Nehri Geleceğimiz Geleceğimizi Yok Etmeyelim”
Çevreci belediyeler Birliği tarafından düzenlenen Menderes Nehri ile ilgili sempozyuma katılan Çivril belediye Başkanı Sinan Genç suyun korunması ve doğru yönetiminin hayati öncelikli konu olduğuna dikkat çekti.

Çevreci belediyeler Birliği tarafından düzenlenen sempozyuma katılan Çivril belediye Başkanı Sinan Genç suyun korunması ve doğru yönetiminin yalnızca yerel yönetimlerin değil, merkezi idarenin de öncelikli sorumluluk alanlarından biri olduğuna ifade ederek, ortak akıl ve iş birliğiyle hareket edilmesinin önemine dikkat çekti.
Ege Bölgesinin en büyük ve önemli tarımsal sulama kaynağı ve birçok kente hayat veren, tarımsal üretimin temel unsurlarından biri olan ve yüz binlerce vatandaşın yaşamına doğrudan etki eden Büyük Menderes Nehrinde yaşanan kuraklık ile kirlenme ilgili olarak Aydın Efeler İlçesinde bir konferans düzenlendi. Nevzat Biçer Konferans Salonu’nda gerçekleştirilen konferansa; yerel yöneticiler, akademisyenler, hukukçular ve sivil toplum kuruluşu temsilcileri katılırken, konferansta Çivril’i Belediye Başkan Yardımcısı Sinan Genç temsil etti.
Programda, Büyük Menderes Havzası’nın mevcut durumu, geçmişten bugüne taşıdığı değerler ve geleceğe yönelik çözüm önerileri kapsamlı şekilde ele alındı. Çevreci Belediyeler Birliği tarafından düzenlenen konferansta konuşan Belediye Başkan yardımcısı Sinan Genç Büyük Menderes Havzası’nın korunması ve suyun sürdürülebilir yönetimi için bilimsel, yerel ve merkezi yönetim iş birliği vurguladı.
“Su İle İlgili sorunlarda İlk Müracaat Edilen Nokta Belediyeler”
Başkan Yardımcısı Genç yaptığı konuşmada “Havza yönetiminde yerel yönetimlerin durumunu değinirken şunu açıkça ifade etmek isterim: Yerel yönetimler aslında bu sürecin tam merkezinde yer almaktadır. Bizler sahada olan kurumlardan biriyiz. Suyun azaldığını, dere yataklarının zayıfladığını, göllerin çekildiğini ilk fark eden çoğu zaman yerel yönetimler oluyor. Vatandaş bir sorun yaşadığında ilk kapısını çaldığı, destek istediği yer de yine belediyeler oluyor.
“Doğa, Yetki Karmaşasına Kurban Ediliyor”
Ancak burada önemli bir denge sorunu ile karşı karşıyayız. Yerel yönetimlerin sorumluluğu oldukça büyükken, havza yönetimiyle alakalı yetkilerinin aynı ölçüde güçlü olmadığını görüyoruz. Havza yönetimi doğası gereği bütüncül bir yaklaşım gerektirir. Ancak uygulamada çoğu zaman parçalı bir yapı ile karşılaşıyoruz. Aynı havza içinde farklı kurumların kendi mevzuatları çerçevesinde ayrı ayrı kararlar alabildiği bir sistem söz konusu. Yerel yönetimler ise çoğu zaman bu sürecin dışında bırakılıyor.
Hâlbuki suyun doğası idari sınır tanımaz. Bir noktada alınan karar, kilometrelerce uzaklıktaki başka bir bölgeyi doğrudan etkileyebilir. Önceki toplantıda anlattığım gibi, Son 10 yılda yapılan barajlar, geçen yıl menderesin kurumasına, Denizli ve Aydın’a suyun hiç bir şekilde ulaşmamasına neden oldu.
"Yerel Ses Yeterince Duyulmuyor"
Havza yönetiminde en kritik konulardan biri de yukarı havzada alınan kararların aşağı havzaya olan etkisidir. Yukarı havzada yapılan su depolama ya da yönlendirme çalışmaları, aşağı havzada yaşayan insanların suya erişimini doğrudan etkiliyor. Bu noktada şu gerçeği unutmamak gerekir: Suyun başladığı yerde alınan kararlar, suyun ulaştığı her yeri etkiler.
"Görüş Var, Bağlayıcılık Yok"
Belediyeden görüş alınıyor ama bağlayıcı değil. Danışılan kurum – karar ortağı değil. Mevzuatımıza baktığımızda, havza içinde yapılan birçok projede yerel yönetimlerden görüş alındığını görüyoruz.
Ancak bu görüşlerin çoğu zaman bağlayıcı bir niteliği bulunmamaktadır. Yerel yönetimler sürece katkı sunmakta, ancak karar süreçlerinde belirleyici bir rol alamıyorlar.
Bu yüzden sahada gördüğümüz gerçeklerin maalesef karar süreçlerine yansımadığını görüyoruz.
Bir diğer önemli konu ise veri paylaşımıdır. Barajlar ve bu barajların Su depolama miktarları, su bırakım planları, Barajların güncel su doluluk durumu, havza genelindeki su hareketleri gibi verilerin yerel yönetimlerle düzenli olarak paylaşılması, suyun planlanması için büyük önem taşımaktadır. Yerel yönetimler bu verilere erişebildiğinde, yerel anlamda krizleri daha doğru organize edebilir ve yerel etkiler için önlemler alabilir.
“Yerel Yönetimler Çözüme Dahil Edilmeli”
Havza içinde yapılacak büyük ölçekli su projelerinde yerel yönetimlerin görüşlerinin daha güçlü hale getirilmesi gerektiğini düşünüyoruz.
Ayrıca havza bazındaki kararların, tüm paydaşların temsil edildiği kalıcı platformlarda, yani bir anlamda havza meclislerinde değerlendirilmesi ve bu meclisin bağlayıcı olması önemli bir ihtiyaçtır.
Her yeni su yapısının, aşağı havzaya etkisinin bilimsel olarak değerlendirilmesi ve bu değerlendirmelerin karar süreçlerine yansıtılması gerektiğine inanıyoruz. Unutmamalıyız ki su, idari sınır tanımayan bir varlıktır. Bu nedenle havza yönetimi de tek merkezden değil, birlikte yönetilmelidir. Yerel yönetimlerin sadece sorumluluk alan değil, karar ortağı olduğu bir sistem kurmadan sürdürülebilir su yönetimini sağlamamız mümkün değildir. Suyun başladığı yerde alınan kararlar, suyun ulaştığı her yeri etkiler” dedi.
Konferans yapılan konuşmaların ardından hazırlanan sonuç bildirgesiyle sona erdi.







